Cuma, Eylül 29, 2017

Doğumgünü 29 Eylül


Bugün 3 yaşında olmuş... oysa daha geçen gün kapağa yeni bir çalışma yapmıştım, böyle renklendi. Adı da aynı Teoman'ın şarkısında olduğu gibi renkli rüyalar oteli. Çünkü her katında ayrı bir düş'ün görülebileceği bir otel bir handı benim için. İsteyeni yeraltında uyutan, isteyeni orta katın naifliğini sunan, isteyene suit odasının kapısını açan bir hancıydım, yazıları han, okuyucusu misafirim olan... ve sen, aşk, duvarlarımsın benim, en güzel düşlerde uyutan. 

29.09.2017

Perşembe, Eylül 07, 2017

İŞGALCİLER

Bu şehirde doğdum, mayam, hamurum bu şehirde şekillendi ama şimdi bakıyorum da bu şehir artık neden bana bu kadar yabancı. Mahalleme bakıyorum, kimdi bu insanlar, nereden gelmişlerdi ve neden bu kadar vahşice davranışlar sergiliyorlardı? Sokaklarda küfür etmeyi üstünlük zanneden genç erkekler, komşusunu hiçe sayarak ama kendisi çılgınca eğlenerek düğün yapanlar, egzoz gazının içinde, E-5'in kenarında, şehrin ortasında sahilde mangal yakanlar, camı açıkken halı silkeleyenler. Mahallemden çıkıyorum şehre karışıyorum, karışmaz olaydım diyorum. Hiç bir işe yaramayan kalabalıklar. Bu Beyoğlu eski Beyoğlu mu? Adı İstiklal olan bir caddede kadınları görüyorum esaret altında, ya erkeğinin arkasından yürüyen, ya bedenini satan ya da tacize uğramamak için kafasını kaldırmadan yürüyen kadınlara dönüştü. Anladım ki evet, şehirler de dönüşüyordu. Evolution sadece biyolojik olarak işlemiyor, şehirlerde ve binalarda da devam ediyordu ve edecekti. Her yeni gelen kendi bölgesini işgal ederek. Çünkü cahil işgal ederdi.

dustuk.com
 Yarım asırdan fazla İstanbul'da olan ailemi de işgalci sayarak -ki asla başkasının malında gözü olmadıkları halde bir varsayımla ilerlediğimde o dönemde şehir bir öğretmendi. Üzerinde yaşadıklarını birer nakış gibi ince ince ve naiflikle işliyordu. O yüzden babam şapkası ve kravatı olmadan Beyoğlu'na çıkmamıştı. 
Kendi toplumumun, Cumhuriyetin kısıtlı imkanları, toplumun tümünü eğitmeye gücü yetmedi, ne maddi gücü ne de popülasyona yetecek eğitimli işgücü vardı. Gelişmiş toplumlarsa cahilliğin tüketim gücüyle besleniyor, toplumları cahil bırakmak için uğraşıyordu.
www.dustuk.com
Unuttukları şey ise işgalci popülasyonun sadece sınırlarımız içerisinde kalacak olmasını düşünmeleriydi. Beyoğlu'nu yok ettikleri gibi yakın zamanda Avrupayı da işgal edecek yani yok edecektir. Bu söylediklerimin olması içinse Baba Vanga'ya ihtiyacımız yok. Zihinleri manipülasyonla hipnoz edilmişler elbet söylediklerime karşı çıkacaktır. Ama Mısır, Irak, Libya, Afganistan, Pakistan, İran ve Türkiye örnekleri ile gördüklerimizi ve yaşadığımız süreçleri bilimsel verilere dökerek, zihin süzgecimizden çıkan analiz bize bunların olacaklarını söylüyor. Üçüncü Dünya Savaşının ortasında insanlığın tüm kazanımlarını kaybediyoruz ve bu cehalet hepimizin sonu olacaktı.  

Tüm bu düşüncelerden sıyrılarak beni bu yazıya iten ise eskiye özlem miydi, eski İstanbul'a mı? İyi ama kimin İstanbul'u? Benim hatıralarımdaki mi yoksa Orhan Veli'nin İstanbul'u mu? 
ve Galata Kulesinden bakınca hala öyle güzelsin ki, seviyorum seni...

galatatower



Pazar, Eylül 03, 2017

Vicdan -2-


Gördüğün ve şahit olduğun her şeyin müsebbisisin. 

Bu felsefeyle yaşıyorum. Mesela yolda yavru kedi görüp onu kurtarmıyorsan ve o kedi öldüyse onun müsebbibi sensin diyorum. 

Ama bu dünyanın insanları bir harika dostum. Uydurmuş oldukları bir süper kahraman var. Onun adalet dağıttığına inanıyorlar. Üstelik yaşarken de değil, öldükten sonra. Bense şaşırıp kalıyorum, yaşarken adalet vermeyenin öldükten sonra vereceğine inandıkları için...

ve ben gene diyorum ki benim bir süper kahramanım varsa o da vicdanım ve gözlerimdir. Gördüğü her şeyin şahidi oldukları için.

Cuma, Eylül 01, 2017

Vicdan -1-


Aztekler evrenin çürüdüğü, Güneş'in doğudan doğmaya devam etmesi için, Mayalar toplumu ve evreni felaketlerden korumak için, İnkalar tarımın güçlenmesi için insan kurban ediyordu. Hatta Aztekler'de 4 günde 80.000 savaş esiri kurban edildiği söylenir.


Şimdi sen, gelecek kuşakların Aztekleri olarak anılmak istemiyorsan beynin, gözlerin ve vicdanını kullanmayı deneyebilirsin. Unutma, seninle aynı lisanı konuşamıyor diye başka bir türe karşı üstünlüğün yok! 

Sevgiyle...

Perşembe, Ağustos 31, 2017

Twitter Şiirleri -4-

Modern tıbbın şizofreni dediğine şairler aşk diyor ve uğruna hala şiirler yazıyoruz.

09.06.2017

Twitter Şiirleri -3- Beklemek

Unutmadığın bir insanı yıllardır görmemek, 
görmemek sayılır mı?
Bir değil bin ömür de,
yetmiş iki buçuk ayrı dilde,
beklemek
seni beklemek mi?

29.12.2016

Twitter Şiirleri -2-

Sesler senin olsun sözler benim.
Şimdi kimi sevsem nefesinde sen varsın şiirlerin.

08.12.2016

Twitter Şiileri -1-

Güngörmemiş bir ağacın köküyüm şimdi.
Geçmişim su 
geleceğim dallarım.
Toprağımsa sensin sevgilim
hem yeşerdiğim hem de tutsaklığım.

23.11.2016

Cumartesi, Temmuz 08, 2017

SON EŞKIYA

Şimdiki yönetmenlerin eline Eşkıya düşse çekmezlerdi. Sinetivi'de başından Eşkıya'ya denk geldim, oturdum izledim tekrardan. İçim ısındı, yaralandı, parçalandı. Sımsıcak bir öykü bir film izledim. Ama dediğim gibi yönetmenlerin "iyi de şimdi bu ne anlatıyor" takıntısı yüzünden öyküler de endüstrileştirilip hissiz filmler, oyunlara, yaratılan sunî hislere dönüştü. Ama bir Eşkıya öyle mi... Bu topraklara özgü, düzene karşı, aşka dair o kadar çok şey anlatıyor ki şudur diyemiyor insan. İçin yaralanıyor, biliyorsun ama şudur diyemiyorsun. O belki son Eşkıya ama Yeşilçam'ı yeniden dirilten ilk film. Eşkıya...

Cuma, Haziran 02, 2017

SENSE8 : Bir Uyanış Çağrısı

sense8
Sense8 dizi yıllardır düşündüğümüz hayat enerjisi, yaşam kaynağı, kuantum fiziği, antropoloji, homosapiens, inanç sistemi, toplumsal anlayış hakkındaki felsefeleri birleştirip alın size dizi diyerek tak diye elimize veriyor. Matrix'ten hatırladığımız Wachowski Kardeşlerin insanlığa birer armağanı diyebileceğimiz harika bir yapımı daha.
sense8 bir uyanis cagrisi

Analizine gelince; İnsan türü Homo Sapienslerin geçmişteki avcı, katil yani yok edici olan neslin üreyip çoğalması sonucu olduğunu hepimiz biliyoruz. Homo Sapienslerin yok edemediği, empati yeteneği yüksek, Duyusal anlaşarak yaşayan Homo Sensorium'lar birbirleriyle Psiselium adı verilen bir ağ ile iletişime geçerler. Bu ağ ise vücudumuzda göğüs kafesimizin üstünde ve ortasında bulunur. 

sense8 yorum

Birbirlerine bağlı olan her gruba Küme denilir. İşte bu 8 kişilik kümeyi oluşturan elemanların hikayesi ise dizinin senaryosunu oluşturuyor. İlk başta Homo Sensoriumları korumak için kurulan BKO adlı araştırma şirketi zamanla onları yok eden karanlık bir kuruma dönüşüyor. Whispers denilen avcı Homo Sensoriumların iletişim ağını kesiyor ve insanları manevi anlamda birer Zombiye dönüştürüyor. 
 Küme üyelerimize gelince ise; Trans bir Hacker olan Nomi, Meksikalı Gay bir Aktör Lito, Seul'da yaşayan dövüş ustası Sun, Alman Mafya üyesi Wolfgang, Hintli Biyolog Kala, İzlandalı DJ Riley, Polis Will, Kenya Nairobi'de yaşayan adaletli Capheus.

sense8 whispers

Whispers'ın gözbebeklerine bakınca sizi avlıyor. 

Bu arada dizi bize internetin de psiselium özelliği taşıdığını fısıldıyor.

sense8 wolfgang sun

 Hikaye ne kadar da tanıdık değil mi? Günümüzün Zombiye dönüşmüş insanlarına bakınca görebiliyoruz ama dizinin devamını maalesef göremeyeceğiz çünkü yayından kaldırıldı. Bu kadar çöp dizi var iken bu dizinin kaldırılmasının sebebini size bırakıyorum.

sense8 dizisi

 Benim takıldığım temel sorun ise şu: Yıllardır bizim düşündüğümüz şeyleri adamlar yıllar önce düşünmekle kalmamış, üstelik çekmişlerdi. Bizler neden yapamıyorduk? Uzun düşünceler ve analizler sonucunda şunu diyebilirim ki biz bilim üretmiyoruz. Bilim bizde üretilmediği için sanat da üretemiyoruz. Hani bir toplumun dil ve kelime hazinesinin üretimi için bilim üretilmesinin şart olması gibi taa ucu sanata da dayanan bir sorun bu. Bilim önce gelişmiş ülkelerde önce bir hipotez üretiliyor sonra tez, antitez ve sentez olarak doğuyor, deneysel süreçler yaşanıyor ve bir sona ulaşıyor başarılı ise topluma ve halka sunuluyor, sonrasında sanata, dile, teknolojiye yansıyor. Bu süreçlerden habersiz olan toplumlar, dünyanın bir ucunda yaşarken, bilgi evrimini bitirip yeni bir bilgi inşa eden toplumlar için çöp olan bir bilgi, bize daha yeni ulaşıyor-du.

Bu arada bizim yani insanların birbirleriyle Duyusal olarak empati yeteneğini ortadan kaldıracak Whispers'ın illa bilimkurgu dizisinde geçen bir avcı olmasına gerek olmadığını hiç düşündünüz mü: mesela bu bir yiyeceklere katılan katkı maddesi, gazlı içecek, ilaç hatta aşı bile olabilir.

Yoksa etrafımızda bu kadar çok empati yeteneğinden yoksun, hayvanlara eziyet eden, yeşile düşman, kendisinden olmayan bireylerden nefret eden, kimliklere saygı duymayan, gittiği her yeri yok eden insan nesli nasıl çoğalacaktı, öyle değil mi?

Sevgiyle kalın...

Pazartesi, Mayıs 29, 2017

Hunt for the Wilderpeople

film tavsiye

İyi bir film arıyorsanız bence az sonra yazacağım yorumlarımı okuyarak sadece zaman kaybediyorsunuz demektir. 

Film on üç yaşında yollara tüküren, grafitti yapan, rap dinleyen bir çocuğun, ormanlık alanda yaşayan bir aileye evlatlık verilmesi üzerine başlıyor ve iyi bir komedi ile sistem eleştirisi yapan, bol göndermeli bu film insanlığı da unutmadan sıcacık bir arkadaşlık hikayesi ile işleniyor. 

Kısacası IMDB puanını anasının ak sütü gibi hak eden bu filmi mutlaka izleyiniz. 

Not: Film izledikten sonra kendinizi Yeni Zellanda ormanlarına atma hissi uyandırmaktadır, kemerlerinize sıkı tutunun.

#huntforthewilderpeople, #newzelland, #filmoneri, #filmyorum