Cumartesi, Aralık 23, 2017

Bir Darren Aronofsky Başyapıtı Anlatısı Olarak: Mother!

mother film yorum
Metaforik ve sembolik anlatımla, alegorik bir hikaye olarak işlenmiş muazzam bir başyapıt olan ve 2017 yılında yayınlanan Darren Aronofsky filmi Mother!
javier bardem
Filmi izledikten sonra hakkında ne söylenmiş diye sözlüklerde arama yaparken "yaradılışı anlatıyor" olarak yazılmış. Ama ne zamandan beri dört büyük dinin tanrısı reenkarnasyonun olduğunu söyler ya da anlatır? Adem-Havva mitinin geçtiği hiçbir dinde reenkarnasyon olmadığına göre hazırsak artık filmin ne anlattığına bakabiliriz:
Film; bir eser yaratıcısının eserini yaratırken yaşadıklarını İlham'ın gözünden anlatıyor. 
Filmde Eser Yaratıcısını Javier Bardem İlham'ı ise Jennifer Lawrence oynuyor.
dustuk.com
Buradan sonrası Spoiler içerir, filmi izlemeden okunmaması tavsiye edilir.

Filmin ne anlattığı ise keşke bu kadar basit olsa. Öyle incelikle ustaca işlenmiş ki filmi başyapıt yapan da bu ustalık oluyor. Gelelim hikayeye:
Bir şairin yazabilmesi için İlham'a ihtiyacı vardır. Artık yazamayan bir yazar olan Javier Bardem İlham'ını alır ve yuvalarına giderler. Geçmişi ve anlarını yani yuvasını İlham teker teker, yeniden onarır. Ne kadar onarırsa onarsın şairin içinde kanayan bir yarası ise her zaman vardır.
Bir eserin yaratıcısı o eserin tanrısı ise oğlu Adem yani şairin geçmiş eserindeki ama şimdinin ölmekte olan kahramanı, tanrısına hayran Ed Harris ile karısı Havva Michelle Pfeiffer gelir ve şairin geçmişten kalan tek serveti olan taşı kırarlar. Geçmiş eserinin tohumundan yani kahramanın çocuklarından bir şair ne elde edebilir: Para. İşte burada Habil ile Kabil hikayesi ile işlenir.
Şair sosyalleşmek, yeni hayatlara açılmak ister oysa İlham öyle midir; asosyaldir, yalnız kalmak ister, bir anne gibi onu yapma, oraya oturma diyendir.
İlham gerçekten sevildiğini anlayınca ve artık onunla seviştiğinde ilk tohumunu verir ve şair yazmaya başlar. 
Film buradan sonra kopar, son yarım saat yarım dakikaymış gibi geçer.

mother
İlhamın ilk geldiği anda ürettiğiniz eseri insanlarla paylaştığınızda insanlar eserinizi parça parça ederler. İlham'ın ilmek ilmek işlediği, onardığı evi talana çevirirler. Bir kısım insanlar ise  şairlerin sözlerinden din icat ederler. Günümüz insanının sanat eserine bakışının eleştirisini Darren Aronofky toplumun yüzüne buralarda çarpar. 
İlham'ın doğumu gittikçe yaklaşır. Bu süreç ise en sancılı süreçtir ve bu en sancılı süreçlerde isyanlar, faşizm, ayaklanmalarda ilham bize çocuğunu verir. Yani en zor süreçlerde en güzel eserler yaratılır diyor ama anladılar mı acaba?
Çocuğunuz doğduğunda sözlerinizden din icat edenler ve bu duygulara aç insanlar tarafından eseriniz parça parça edilir. İlham'ınız kararır artık dayanamaz ve kendini yok eder, ölür. Ama İlham hiç ölür mü şapşik. Kalbi taşa, dev bir elmasa dönüşür. İşte burada İlham'ını öldürdüğü, onun kalbini karartığı için  yazar tekrar yazamama döngüsüne girer. Şair Mother'ını alır ve yeni eserine doğru yol alır.
Bir eser yaratıcısının ilhamı ile yaşadığı süreçler ancak bu kadar güzel anlatılabilir. Beni çok derinden etkileyen ince ince işlenmiş bu filmi anlamak için sekans sekans incelemek gerekir.
Son olarak yönetmen eser yaratıcılarına öğüt verir nitelikte şöyle der, sürekli yaratmak istiyorsan ona iyi bak...
mother analiz
Not: Tüm yazı tarafıma aittir. Kaynak belirterek kullanarak sende destek olabilirsin.
Keyifli seyirler...

Cuma, Aralık 01, 2017

Cıkcıkçı Sendromu


Beni seven benden küçük,
sevdiğim benden büyük.
Sevdiğimle beni sevenin annesi ortalama, aynı yaşta.
Ortada kalanın canı mı çıksın!
Yara ile hedonizm aynı tarafta.
Tüm ideolojiler seksist, 
dilleri eril, 
toplumcular cıkcıkçı.
Hiç olur mu Oedipus,
kraldan romantik?
Böyle bir durumda bir öpüşme 
seni anarşist, beni Sfenks kılar,
değil ki sevişme!
se-sev-sevi-seviş-sevişme.
Hiç olur mu arzusuz, 
romantik kraldan Oedipus?
Kırk yıllık Atina sütunuyum,
arzuları,
geçmişi,
geleceği 
deşme.
Kusurların nezaket göreceği,
ucubelerin güzelleşeceği,
tuhafların kutlandığı
şimdinin teyatronunda oyna.
Kahrolsun yaşayanları konuşan,
yaşamadıklarının farkında olmayan koro, 
Tanrı buyruğu diye seni kör eden rahip 
ve Diyojen.
Yaşasın yalnızca aşka düşen ve aynı rüyayı gören, 
Dorian Gray, Juliette, Raphael,
sen ve ben.
Hiç olur mu fıtratına isyan, Oedipus...

Cuma, Kasım 24, 2017

Ya Sizin Cihazınız Neyden İbaret: İyi Geceler İyi Şanslar


İnternet; bilgiye sahip olma ve yayılması ile insanlığın evriminde nasıl bir çağı açıp bir çağı kapadıysa ülkeler arasındaki sınırları kaldırmakla kalmadı insanları da birbirine bağlayan sanal bir ağ görevini görmeye başladı. Böyle bir dönemde, internetin ve televizyonun varlığı ile özellikle Ortadoğulu kadınlar yaşamlarından memnun olmamalıdırlar. Baskı, ötekileştirme, şiddet, saygı sahibi olamama, cinsel kimliksizliği, kadın olmanın ötesinde insan olamamanın ağırlığını, özgür olamamayı daha ne kadar sürdürebileceklerdir ki? Dünyaya güzellik gelecek mi, evet gelecek, bu düşüncemden yana inancımı bir an olsun bile kaybetmedim. Dünyaya güzellik kötülüğün yayıldığı, her şeyin başladığı yerden gene Ortadoğu'dan ve kadınlardan gelecektir.

"Tarihi yaptıklarımız şekillendirecektir. Televizyon ve internet; eğlendirmek, oyalamak ve izole etmekten başka hiç bir işe yaramıyorsa sarsılmaya başlamış ve yakında bütün mücadelenin kaybedildiğini göreceğiz demektir. Bu araç öğretebilir, insanı aydınlatabilir ve hatta ilham verebilir ama bunu sadece insanlar televizyonu o yönde kullanmaya kararlıysa yapabilir. Aksi takdirde sadece bir kutudaki kablolardan ve ışıklardan ibarettir."
İyi geceler ve iyi şanslar...

Perşembe, Kasım 16, 2017

TRUE DEDECTIVE: Sert bir Dizi

düştük

"Bence insan bilinci evrimde trajik bir şekilde ilerledi. Çok fazla bilinçlendik. Doğa kendinden bağımsız bir bakış açısı yarattı. Bizler doğa kanunlarına göre var olmaması gereken yaratıklarız."

düştük

"Hepimiz bir yanılsama içerisindeyken duygusal deneyimler ve hislerin gelişimi sayesinde birey olduğumuzu sanan fakat aslında bir hiç olan bireyleriz."

"Bence türümüzün yapması gereken onurlu davranış programlamamızı reddedip üremeyi durdurmak 
ve hep birlikte soyumuzu tüketerek kardeşçe bu haksızlığa bir gecede son vermektir."  

düştük

Mutlak Adalet için İNS'AN'ın yeni bir yaşam formu bulmadan evrenden yok olması gerektiği düşüncemi destekleyen bir bakış açısıyla her zaman karşılaşmıyordu insan. True Dedective ise işte tam da böyle başlıyor ardından da şöyle devam ediyordu:

+O halde ne diye sabah yataktan kalkıyoruz ki?
-Ben de kendime bunu soruyorum. ama  aslında bu sorunun cevabı intihar etme cesaretimin olmamasıdır. 

!

Son olarak, yaşam formu bulmasına karşılık Dedektif Rust Cole'un alternatifi çok akıllıcaydı...

Salı, Kasım 07, 2017

POSTMODERNİZM ÖLDÜ YAŞASIN NEUMODERNİZM

postmodernizm

 Postmodernizmi ve Modernizmi anlamamız için öncelikle geçmişin tarihsel, sosyolojik ve kültürel süreçlerini değerlendirmemiz gerekir. Geçmiş merceğini elimize aldığımızda postmodernizm ve modernizmin iyi ve kötü yanları olmuştur diyebiliriz. 

O halde neydi bu postmodernizm?

dustuk.com
,
Bilginin, gerçeğin, ütopyanın atomize düzeye indirgeyerek içinin boşaltılması ve bir tüketim malzemesi haline dönüştürülmesidir. 


Tüm değerleri yok ederek para unsuru haline getiren kapitalizmin Postmodernizm yumruğunu yediyseniz başlıyoruz.



Modernizim insanı bilgisizlikten, akılsızlıktan, dogmalardan, boş inançlardan kurtarmayı amaçlar.

Postmodernizm ise gerektiğinde insanın boş inançlar ve dogmalarla mutlu olabilir demiştir. Bilim, sanat, felsefe, din, mitolojiyi iç içe alarak disiplinler arası bir temel anlayış kabul edilebilir demiştir.

Yine postmodernizme göre kentsel yaşamın kır yaşamından üstün bir yanı yoktur. Her türlü yaşama biçimi zenginliktir. Bunlar teke indirgenmemeli tersine arttırılmalıdır.

Evrende çelişki, kaos bulunuyorsa sanatta da öyle olmalıdır. Sanat özgün ve dahilerin işi değil herkesin işidir.

Sanatta içerik önemli değil önemli olan biçim ve söylemdir demiştir.

Ayrıca demokrasiyi kabul etmez, etik değerleri yoktur, eğitimi her birey kendi düzenler.  Bilgiyi kişinin kendi bulması gerektiğini söyler.

Bu kadar tanımdan sonra örneklerle pekiştirelim.

Modernizm düzendir, postmodernizm kaostur.

Modernizm ülkenin dört bir yanına tiyatroyu götürmektir, sanatı en ucra köşeye yayma ütopyasıdır. Postmodernizm zorunda mıyım, diyendir.

Modernizm sanat ile insanları aydınlatmayı, karşı tarafta bir farkındalık yaratmayı düşünür, postmodernizm sanat insanların hayatını değiştirmez der. İçerik yönünden içi boş ama tüketilebilir çalışmalar üretir.

Modernizm tüm çocukları, eşit ve adil bir düzende eğitir, onlara sanat götürmeyi düşünür. Postmodernizm aileleri tarafından kutsanmış çocuklar yaratır. Eğitimi almak isteyen alacaktır, diyendir.

Dünyamızdaki temel sorun eşitsiz eğitim, kültürel kaos ve örgütlü cahillik iken postmodernizm savundukları itibari ile artık post'tur, geçmiştir.

Günümüz yeterince aydınlandıysa merceğimizi kaldırıp şu soruyu sorabiliriz: peki şimdi ne olacak?

Modernizm bir ilericilik hareketi ise evrim yapısı itibari ile asla tersimeyecek, postmodernizmi de içine alarak yeni bir modernizm yaratacaktır, yaratmıştır da. Örneğin Sense8, Westworld, Black Mirror birer NeuModernizm'dir. Disiplinler arası bir temelle içerik yönünden güçlü, insanları aydınlatıcı, yaşama biçimi açısından zengin, aynı zamanda birer tüketim unsurudur. Bu nedenle NeuModernisttir.

Bizim yapmamız gerekense NeuModernizmi takip etmektir.

Bu nedenle Postmodernizm öldü yaşasın Neumodernizm.


Cuma, Eylül 29, 2017

Doğumgünü 29 Eylül


Bugün 3 yaşında olmuş... oysa daha geçen gün kapağa yeni bir çalışma yapmıştım, böyle renklendi. Adı da aynı Teoman'ın şarkısında olduğu gibi renkli rüyalar oteli. Çünkü her katında ayrı bir düş'ün görülebileceği bir otel bir handı benim için. İsteyeni yeraltında uyutan, isteyeni orta katın naifliğini sunan, isteyene suit odasının kapısını açan bir hancıydım, yazıları han, okuyucusu misafirim olan... ve sen, aşk, duvarlarımsın benim, en güzel düşlerde uyutan. 
29.09.2017

Perşembe, Eylül 07, 2017

İŞGALCİLER

Bu şehirde doğdum, mayam, hamurum bu şehirde şekillendi ama şimdi bakıyorum da bu şehir artık neden bana bu kadar yabancı. Mahalleme bakıyorum, kimdi bu insanlar, nereden gelmişlerdi ve neden bu kadar vahşice davranışlar sergiliyorlardı? Sokaklarda küfür etmeyi üstünlük zanneden genç erkekler, komşusunu hiçe sayarak ama kendisi çılgınca eğlenerek düğün yapanlar, egzoz gazının içinde, E-5'in kenarında, şehrin ortasında sahilde mangal yakanlar, camı açıkken halı silkeleyenler. Mahallemden çıkıyorum şehre karışıyorum, karışmaz olaydım diyorum. Hiç bir işe yaramayan kalabalıklar. Bu Beyoğlu eski Beyoğlu mu? Adı İstiklal olan bir caddede kadınları görüyorum esaret altında, ya erkeğinin arkasından yürüyen, ya bedenini satan ya da tacize uğramamak için kafasını kaldırmadan yürüyen kadınlara dönüştü. Anladım ki evet, şehirler de dönüşüyordu. Evolution sadece biyolojik olarak işlemiyor, şehirlerde ve binalarda da devam ediyordu ve edecekti. Her yeni gelen kendi bölgesini işgal ederek. Çünkü cahil işgal ederdi.

dustuk.com
 Yarım asırdan fazla İstanbul'da olan ailemi de işgalci sayarak -ki asla başkasının malında gözü olmadıkları halde bir varsayımla ilerlediğimde o dönemde şehir bir öğretmendi. Üzerinde yaşadıklarını birer nakış gibi ince ince ve naiflikle işliyordu. O yüzden babam şapkası ve kravatı olmadan Beyoğlu'na çıkmamıştı. 
Kendi toplumumun, Cumhuriyetin kısıtlı imkanları, toplumun tümünü eğitmeye gücü yetmedi, ne maddi gücü ne de popülasyona yetecek eğitimli işgücü vardı. Gelişmiş toplumlarsa cahilliğin tüketim gücüyle besleniyor, toplumları cahil bırakmak için uğraşıyordu.
www.dustuk.com
Unuttukları şey ise işgalci popülasyonun sadece sınırlarımız içerisinde kalacak olmasını düşünmeleriydi. Beyoğlu'nu yok ettikleri gibi yakın zamanda Avrupayı da işgal edecek yani yok edecektir. Bu söylediklerimin olması içinse Baba Vanga'ya ihtiyacımız yok. Zihinleri manipülasyonla hipnoz edilmişler elbet söylediklerime karşı çıkacaktır. Ama Mısır, Irak, Libya, Afganistan, Pakistan, İran ve Türkiye örnekleri ile gördüklerimizi ve yaşadığımız süreçleri bilimsel verilere dökerek, zihin süzgecimizden çıkan analiz bize bunların olacaklarını söylüyor. Üçüncü Dünya Savaşının ortasında insanlığın tüm kazanımlarını kaybediyoruz ve bu cehalet hepimizin sonu olacaktı.  

Tüm bu düşüncelerden sıyrılarak beni bu yazıya iten ise eskiye özlem miydi, eski İstanbul'a mı? İyi ama kimin İstanbul'u? Benim hatıralarımdaki mi yoksa Orhan Veli'nin İstanbul'u mu? 
ve Galata Kulesinden bakınca hala öyle güzelsin ki, seviyorum seni...

galatatower



Pazar, Eylül 03, 2017

Vicdan -2-


Gördüğün ve şahit olduğun her şeyin müsebbisisin. 

Bu felsefeyle yaşıyorum. Mesela yolda yavru kedi görüp onu kurtarmıyorsan ve o kedi öldüyse onun müsebbibi sensin diyorum. 

Ama bu dünyanın insanları bir harika dostum. Uydurmuş oldukları bir süper kahraman var. Onun adalet dağıttığına inanıyorlar. Üstelik yaşarken de değil, öldükten sonra. Bense şaşırıp kalıyorum, yaşarken adalet vermeyenin öldükten sonra vereceğine inandıkları için...

ve ben gene diyorum ki benim bir süper kahramanım varsa o da vicdanım ve gözlerimdir. Gördüğü her şeyin şahidi oldukları için.

Cuma, Eylül 01, 2017

Vicdan -1-


Aztekler evrenin çürüdüğü, Güneş'in doğudan doğmaya devam etmesi için, Mayalar toplumu ve evreni felaketlerden korumak için, İnkalar tarımın güçlenmesi için insan kurban ediyordu. Hatta Aztekler'de 4 günde 80.000 savaş esiri kurban edildiği söylenir.


Şimdi sen, gelecek kuşakların Aztekleri olarak anılmak istemiyorsan beynin, gözlerin ve vicdanını kullanmayı deneyebilirsin. Unutma, seninle aynı lisanı konuşamıyor diye başka bir türe karşı üstünlüğün yok! 

Sevgiyle...

Perşembe, Ağustos 31, 2017

Twitter Şiirleri -4-

Modern tıbbın şizofreni dediğine şairler aşk diyor ve uğruna hala şiirler yazıyoruz.

09.06.2017

Twitter Şiirleri -3- Beklemek

Unutmadığın bir insanı yıllardır görmemek, 
görmemek sayılır mı?
Bir değil bin ömür de,
yetmiş iki buçuk ayrı dilde,
beklemek
seni beklemek mi?

29.12.2016