Perşembe, Mayıs 10, 2018

Kötüyü Görme, Duyma, Konuşma


400 yıl önce Japonya'da bulunan 3 Maymun heykelleri Konfüçyus’un öğretilerini anlatmak için kullanılan sembollermiş:

Mizaru: Kötüyü görme
Kikazaru: Kötüyü duyma
Iwazaru: Kötüyü konuşma*

Kuantum bilimi keşfedilmeden bunları söyleyen Konfüçyus bugün yaşasa acaba  Nobel ödülünü verirler miydi yoksa saf bilgi hep içimizde miydi? Levhi Mahfuz kuantum fiziğine update edilse ne olurdu? Bilgi emekti yok o değil o sevgiydi. Bilgi güçtü, tüm bilgilerin saklandığı çağda. Konfüçyus da kalplerimizin Nobeli zaten vardı.

Son olarak Einstein demiş ki: İnsanoğlu ağzından çıkan lafların, beyninden çıkan düşüncelerin bütün evreni dolaşıp onlara tekrar geri döndüğünü bilse eminim onları söylerken ve düşünürken çok dikkatli olurdu.
.
.
.
*Kaynak: Arkeoloji Dünyası

Pazartesi, Şubat 19, 2018

Sur dışı İstanbul dışı: Kocamustafapaşa

dustuk.com
Bugün "Beyoğlu'nun Üvey Evladı; Tarlabaşı" belgeselini izlerken "hey gidi Tarlabaşı nereden nereye?" derken şu görüntü dikkatimi çekti. Şimdilerde Tarlabaşı kadar olmasa da değişime uğramış, eskinin açıkhava sinemaları, tiyatroları ve aynı zamanda Kabadayıları ile meşhur olan, Sur dışının İstanbul dışı sayıldığı zamanlarından, İstanbul'un 7 Tepesinden ve en eski yerleşim yerlerinden biri olan KocaMPaşa otobüsü geçiyordu. Bir zamanların kent merkezi olan ve Askeri Rüştiyesini de içinde barındıran bir çok siyasetçi, sanatçı, şair, edebiyatçı ve bilim insanın yetiştiği yerdir Kocamustafapaşa.
turgutuyar, edirnekapi
Edirnekapı Üstüne Şiir'inde Turgut Uyar'ın Vaiz Sokağını anlatması da bir tesadüf değildir, burada yaşadığındandır. Anılarından İstanbul'u dinlemek var şimdi.

İstanbul dediler mi benim aklıma, 
Vaiz sokağı gelir hemen.
Edirnekapı gelir, evimiz gelir
Köşebaşında duran bir güzel kız gelir.
Biletçi zili çeker, tramvay durur
Bir manav, bir meyhane, iki akasya
Kumrular geçer kilisenin çan kulesinden
Beyaz bulutlar geçer...
Burası Hasan Efendinin kahvesi Edirnekapıda,
Bu taşçı Kemal, çocukluk arkadaşım.
Bulutu Haliçten, rüzgarı Boğaz’dan
Bir baygın gün içindeyiz, yazdan.
“Dört cıhar, sebayidü, pencüse
Akşam olur, güneş batar nerdeyse.”
Pırıl pırıl aşk içinde Mihrimah Sultan Camii
Eyüpten vapur düdüğü,
Yenikapıdan tren sesi.
Kalkarız ağır ağır kahveden
Ben, Kemal, Kemalin eniştesi...
Vaiz sokağına gelir eve varırım
Kapıya iki üç defa vururum
Karım kapıyı açar, çocuklar koşuşur
Ekmeğimiz var, yemeğimiz var
Yemeğe iştahımız var.
Oturur yemek yeriz cümbür cemaat
Alnımızın terinden, elimizin emeğinden
Etrafa yayılınca makarnanın buğusu,
Bize ne elalemin on türlü yemeğinden...
Alır karımı gezmeğe götürürüm
Bir dolmuşa bineriz Edirnekapıdan.
Sultanahmette atkestanelerinin en güzeli
Elli kuruş verir, cambaza gireriz.
İstanbul bizim memleket, yaşımız yirmibeş
Basmayı da, ipeği de aşkla giyeriz.
Yenicami önünden güvercinler uçan
Mavnalar, takalar, koca koca gemiler,
Köprüden günde kimbilir kaç insan geçer
Denizde balıklar güzel, havada kuşlar
Bir gülüşü karımın, sevdamı yeniler.
Denizlerin kumuyum, balıkların puluyum
Adım Turgut, kendim İstanbulluyum
Ben Allahın bir sevdalı kuluyum
Üsküdara geçerken bir yağmur almadı ama
Bir güzel yaz günü Kadıköy vapurunda
Japone kollu bir kız aklımı aldı.
Bakıştık, gülüştük, hoşlandık
Derken o yoluna gitti, ben evime...
Bizim ev iki oda, bir sofa
Evsahibi ayda yetmiş lira alır.
Kapıda atnalından, sarmısaktan bir nazarlık
Önümüzde kaleler, arkası mezarlık.
Gün olur çoluk çocuğunla bir bakarsınız
Güzelim vaiz sokağında benim de
Ferah, aydınlık bir evim olur.
Bir büyük radyo da alır, yerleşirim
Geçerim pencereye akşamüstleri.
Boy boy sardunyalar, fesleğenler,
Boy boy bulutlar karşımda.
Saçağımızda bir kırlangıç yuva yapmış.
Ahmet efendi geçer, selam veririm
Bakkal İbrahim selam verir, alırım.
Fesleğenler kokar, sardunyalar kızarır
İstanbul sereserpe önümde geceye karşı
Gemilerden, fabrikalardan düdükler
Şimdi bir tren kalkar Sirkeciden bilirim.
Alacakaranlıkta kıpır kıpır gölgeler
Sesler gelir yakın sinema bahçesinden
Bir hoş olurum.

Bu hoş edayla kaldığımız yerden devam edersek;

Zilciyan, Kolsuz Agop, Metin Akpınar, Selçuk-Hakan Ural, Yonca Evcimik, Serdar Ortaç, Cem Yılmaz, Burak Kut, Aysel Gürel, Lütfü Kırdar, Fatma Girik, Recep Peker, Cevdet Sunay, İlhami Sancar, Mümtaz Ulusoy, Uğur Dündar ve daha nice bir çok ismin de yolu bu güzide semtten geçmiştir.

Gelelim kısa öyküsüne;

Tarihi Bizansın köle ve cariye pazarlarının kurulmasına kadar dayanır. Zamanın Roma İmparatoru Arkadius 402. yılındaki zaferlerini ilan etmek için bugün Cerrahpaşa'da olan ve İstanbul'un 7.tepesine Roma'daki Trajan sütununa benzeyen tılsımlı Arcadius Sütununu diktirmiş. 
Bin parça bez mermerden, minare gibi içi boş, merdivenli, tepesinde bir peri yüzlü bir heykel varmış. Yılda bir kez feryat koparır, yeryüzünde ne kadar kuş varsa etrafında toplanır, dönermiş. Kuşların binlercesi yere düşer, halk da bunları toplayıp yermiş diye Arcadius Sütununun efsanesi anlatılır.  
4 metre çapında 9 metre yüksekliğinde yapılmış daha sonra da oğlu babasının zaferi anısına atlı heykelini üzerine koydurarak 40 metre yüksekliğine ulaşmış olan heykel ne yazık ki çeşitli depremler ve felaketlerden ötürü günümüze kadar ulaşamamıştır.
Umarım bir gün seninde belgeselin yapılır ve bilenler bilmeyenlere anlatır.
sur dışı istanbul dışı
Son olarak Beyoğlu'nun Üvey Evladı; Tarlabaşı belgeselini izlemek için üzerini tıklayabilirsiniz. Keyifli seyirler.

Cumartesi, Aralık 23, 2017

Bir Darren Aronofsky Başyapıtı Anlatısı Olarak: Mother!

mother film yorum
Metaforik ve sembolik anlatımla, alegorik bir hikaye olarak işlenmiş muazzam bir başyapıt olan ve 2017 yılında yayınlanan Darren Aronofsky filmi Mother!
javier bardem
Filmi izledikten sonra hakkında ne söylenmiş diye sözlüklerde arama yaparken "yaradılışı anlatıyor" olarak yazılmış. Ama ne zamandan beri dört büyük dinin tanrısı reenkarnasyonun olduğunu söyler ya da anlatır? Adem-Havva mitinin geçtiği hiçbir dinde reenkarnasyon olmadığına göre hazırsak artık filmin ne anlattığına bakabiliriz:
Film; bir eser yaratıcısının eserini yaratırken yaşadıklarını İlham'ın gözünden anlatıyor. 
Filmde Eser Yaratıcısını Javier Bardem İlham'ı ise Jennifer Lawrence oynuyor.
dustuk.com
Buradan sonrası Spoiler içerir, filmi izlemeden okunmaması tavsiye edilir.

Filmin ne anlattığı ise keşke bu kadar basit olsa. Öyle incelikle ustaca işlenmiş ki filmi başyapıt yapan da bu ustalık oluyor. Gelelim hikayeye:
Bir şairin yazabilmesi için İlham'a ihtiyacı vardır. Artık yazamayan bir yazar olan Javier Bardem İlham'ını alır ve yuvalarına giderler. Geçmişi ve anlarını yani yuvasını İlham teker teker, yeniden onarır. Ne kadar onarırsa onarsın şairin içinde kanayan bir yarası ise her zaman vardır.
Bir eserin yaratıcısı o eserin tanrısı ise oğlu Adem yani şairin geçmiş eserindeki ama şimdinin ölmekte olan kahramanı, tanrısına hayran Ed Harris ile karısı Havva Michelle Pfeiffer gelir ve şairin geçmişten kalan tek serveti olan taşı kırarlar. Geçmiş eserinin tohumundan yani kahramanın çocuklarından bir şair ne elde edebilir: Para. İşte burada Habil ile Kabil hikayesi ile işlenir.
Şair sosyalleşmek, yeni hayatlara açılmak ister oysa İlham öyle midir; asosyaldir, yalnız kalmak ister, bir anne gibi onu yapma, oraya oturma diyendir.
İlham gerçekten sevildiğini anlayınca ve artık onunla seviştiğinde ilk tohumunu verir ve şair yazmaya başlar. 
Film buradan sonra kopar, son yarım saat yarım dakikaymış gibi geçer.

mother
İlhamın ilk geldiği anda ürettiğiniz eseri insanlarla paylaştığınızda insanlar eserinizi parça parça ederler. İlham'ın ilmek ilmek işlediği, onardığı evi talana çevirirler. Bir kısım insanlar ise  şairlerin sözlerinden din icat ederler. Günümüz insanının sanat eserine bakışının eleştirisini Darren Aronofky toplumun yüzüne buralarda çarpar. 
İlham'ın doğumu gittikçe yaklaşır. Bu süreç ise en sancılı süreçtir ve bu en sancılı süreçlerde isyanlar, faşizm, ayaklanmalarda ilham bize çocuğunu verir. Yani en zor süreçlerde en güzel eserler yaratılır diyor ama anladılar mı acaba?
Çocuğunuz doğduğunda sözlerinizden din icat edenler ve bu duygulara aç insanlar tarafından eseriniz parça parça edilir. İlham'ınız kararır artık dayanamaz ve kendini yok eder, ölür. Ama İlham hiç ölür mü şapşik. Kalbi taşa, dev bir elmasa dönüşür. İşte burada İlham'ını öldürdüğü, onun kalbini karartığı için  yazar tekrar yazamama döngüsüne girer. Şair Mother'ını alır ve yeni eserine doğru yol alır.
Bir eser yaratıcısının ilhamı ile yaşadığı süreçler ancak bu kadar güzel anlatılabilir. Beni çok derinden etkileyen ince ince işlenmiş bu filmi anlamak için sekans sekans incelemek gerekir.
Son olarak yönetmen eser yaratıcılarına öğüt verir nitelikte şöyle der, sürekli yaratmak istiyorsan ona iyi bak...
mother analiz
Not: Tüm yazı tarafıma aittir. Kaynak belirterek kullanarak sende destek olabilirsin.
Keyifli seyirler...

Cuma, Aralık 01, 2017

Cıkcıkçı Sendromu


Beni seven benden küçük,
sevdiğim benden büyük.
Sevdiğimle beni sevenin annesi ortalama, aynı yaşta.
Ortada kalanın canı mı çıksın!
Yara ile hedonizm aynı tarafta.
Tüm ideolojiler seksist, 
dilleri eril, 
toplumcular cıkcıkçı.
Hiç olur mu Oedipus,
kraldan romantik?
Böyle bir durumda bir öpüşme 
seni anarşist, beni Sfenks kılar,
değil ki sevişme!
se-sev-sevi-seviş-sevişme.
Hiç olur mu arzusuz, 
romantik kraldan Oedipus?
Kırk yıllık Atina sütunuyum,
arzuları,
geçmişi,
geleceği 
deşme.
Kusurların nezaket göreceği,
ucubelerin güzelleşeceği,
tuhafların kutlandığı
şimdinin teyatronunda oyna.
Kahrolsun yaşayanları konuşan,
yaşamadıklarının farkında olmayan koro, 
Tanrı buyruğu diye seni kör eden rahip 
ve Diyojen.
Yaşasın yalnızca aşka düşen ve aynı rüyayı gören, 
Dorian Gray, Juliette, Raphael,
sen ve ben.
Hiç olur mu fıtratına isyan, Oedipus...

Cuma, Kasım 24, 2017

Ya Sizin Cihazınız Neyden İbaret: İyi Geceler İyi Şanslar


İnternet; bilgiye sahip olma ve yayılması ile insanlığın evriminde nasıl bir çağı açıp bir çağı kapadıysa ülkeler arasındaki sınırları kaldırmakla kalmadı insanları da birbirine bağlayan sanal bir ağ görevini görmeye başladı. Böyle bir dönemde, internetin ve televizyonun varlığı ile özellikle Ortadoğulu kadınlar yaşamlarından memnun olmamalıdırlar. Baskı, ötekileştirme, şiddet, saygı sahibi olamama, cinsel kimliksizliği, kadın olmanın ötesinde insan olamamanın ağırlığını, özgür olamamayı daha ne kadar sürdürebileceklerdir ki? Dünyaya güzellik gelecek mi, evet gelecek, bu düşüncemden yana inancımı bir an olsun bile kaybetmedim. Dünyaya güzellik kötülüğün yayıldığı, her şeyin başladığı yerden gene Ortadoğu'dan ve kadınlardan gelecektir.

"Tarihi yaptıklarımız şekillendirecektir. Televizyon ve internet; eğlendirmek, oyalamak ve izole etmekten başka hiç bir işe yaramıyorsa sarsılmaya başlamış ve yakında bütün mücadelenin kaybedildiğini göreceğiz demektir. Bu araç öğretebilir, insanı aydınlatabilir ve hatta ilham verebilir ama bunu sadece insanlar televizyonu o yönde kullanmaya kararlıysa yapabilir. Aksi takdirde sadece bir kutudaki kablolardan ve ışıklardan ibarettir."
İyi geceler ve iyi şanslar...