Perşembe, Nisan 19, 2012

Muharrem'i Şimdi Kim Savunacak



Ne zaman filmi  anlatmak için bir şeyler yazmaya çalışsam, ne zaman Muharremi anlatmaya başlasam sonunu hep kendime bağlıyor, bir yerlerde yanlışlık yapıyor olmalıydım. Evet, evet, yanlış yerden anlatıyor olmalıydım. Doğru başlangıç aşağıdaki gibi olmalıydı;

Zeki Demirkubuz filmleri suni duygu pompalamasyonu yapıp, sanat filmi kisvesi altında ne olduğu anlaşılmadığı için ödül alan filmlerden değildi, ama anlattıklarını anlayabilmek için bir çift göz ve sığırlaşmamış bir bilinç gerekirdi. Sanat demek insan demek ve insan bu dünyada varolduğu sürece kalacak olan demekti. İnsan varoldukça da duygular hiçbir zaman değişmeyecekti. 

Zeki Demirkubuz duyguları ve insanın varoluşunu(!?) sinemaya görsel olarak çok iyi aktarabilen bir  yönetmendir. Ayrıca yaşadığı toplumu ve karakteristik özelliklerini de çok iyi analiz ettiğinden, bunu da yan karakterleri şişirerek gözünüze batıra batıra gösterir. Herhangi birisi, filmlerindeki duyguları hiçe sayarak, sinemacı gözüyle yüzeysel bir şekilde, sadece görselliğinden bahsederse belatından lafı yerdi.* Yeraltından bahsedersek;

Yeraltı görsel yanı öyle güçlü bir filmdi ki mıknatıs gibi sizi içine doğru çekiyordu. Beni uyandıransa Muharremin yemek sahnesinde söylemesi ve olmasını istediğim tüm sözlerinin beyninin içinden akan düşünceler olduğu gerçeği oldu. Sesli bir Hassktir diyerek filmden uyandım, o an dışarıdaydım. Yaşıyordum, evet ben bir karakter değildim, etrafıma bakındım o cins kızlar da yanımdaydı. Ama herkesin sesi soluğu kesilmişti, salonda büyük bir sessizlik hakimdi. Sanki herkes nefeslerini bir an için bile duysa, filmden uyanmaktan korkuyor gibiydi.

Gördünüz mü? gene yaptım. Kendi kişisel duygularımı işin içine kattım. Yani ne yaparsanız yapın kendi duygularınızı filme bağlıyordunuz; Peki neden böyledi? Çünkü Zeki Demirkubuz sineması; şehvet, tutku, öfke, kibir, kıskançlık, gurur gibi toplumsal normlarla baskı altına aldığımız duygularımıza sansür uygulamasaydık nasıl birer insan olurduk'un cevabını size tokat gibi sunuyordu. Ekranın karşısında izlediğimiz karakterler aynı zamanda bizim birer yanılsamamızdı. Sadece yüzdeliklerimiz yüzlerimiz kadar başka idir. O kadar. Yani herkes biraz Musadır, biraz  Senihadır, biraz Uğurdur, biraz Bekirdir ve biraz Muharremdir.

Siz de gururun bir insanı nasıl esaretine aldığını ve ekran karşısındaki yansımasını merak ediyorsanız Yeraltı'nı kaçırmayın derim. http://zekidemirkubuz.com/tr/film-yeralti.htm

Oluşturduğunuz kişiliklerinizin farklı varyasyonlarını görmek isterseniz mutlaka diğer filmlerini de izleyin.
http://www.dr.com.tr/Film/Zeki-Demirkubuz-Filmleri-7-Film-Box-Set/Zeki-Demirkubuz/Yerli-Sinema/Yerli-Drama/urunno=0000000385587

Ve son olarak ey yerüstleri; lütfen artık Bulantı, Yabancı, Dönüşüm gibi kitapların arkasına sığınarak kendi sığlıklarınızı janjanlı birer örtüyle örtmekten vazgeçin, komik oluyorsunuz.



Dipnot:  film hakkında yazmak gibi bir düşüncem yoktu taa ki  hani yazmak için yazılmış, amaçsız öylesine laf öbekleriyle karşılaşıncaya kadar. Aslında adamcağızın da kötü niyeti yoktu. Lakin filmden yeni çıkmış olmanın heyecanıyla benim de duygularım çok tazeydi ve filme, Muharreme haksızlık edildiğini düşünerek biraz sert vurdum ve ''Abi bu eğer yazıysa bende senin filmindeki patatesim'' dedim.* Bu laftan sonra birileri benimle birlikte gülüyorsa benimle aynı duyguları paylaşıyor olmasındandır bunu da bilirim. Benim kızdığım asıl konu sadece gazetelerde değil, yayın-evleri de sığ insanlara yazar sıfatını taktığı sürece bu sığlık bir gün hepinizin sonu olacak onu da belirtmek isterim ve şayet yazar olsaydım T.K.ve İ.A. (ki bunlar eski bir karı koca-anladınız siz) gibi insanlara da yazar denildiği bir ülkede bana yazar denilsin istemezdim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder