Perşembe, Nisan 12, 2012

SÖZIRMAK

Suyuz, özümüz bir zerre su. Küçücük bir damladan derelere, nehirlere dönüştürüyoruz kendimizi. Herkes gibi bütüne katılma yolunda amacımız ulaşmak o dev suya, okyanusa. Katedilecek yol, aşılacak ova kalmadığında ve herşey durulduğunda ancak varacağız huzura.
Aşk ise bir arzu, içimizdeki durgun akışı hızlandıran, coşkulandıran, kabartan, yolumuzdaki  engebeleri  kayaları, taşları, geçmemizi sağlayan bir tutku. Gün geliyor takılıyoruz bir ırmağın peşine birlikte coşuyoruz, çağlıyoruz. Aslında herkes biraz da kendisine yön verecek, coşturacak bir ırmak arıyor. Zaten fizik kuralları da bunu söylemiyor mu? Güçlü akışa sahip olan ırmaklar güçsüz nehirleri kendisine çeker diye. Yani sen bir tutkunun peşinde sürüklenirken bir başkası da senin tutkunda sürükleniyor. Öyle öyle akıp gidiyoruz işte.
Bazen de deltaların, ovaların oluşumu öyle olduğundan iki nehrin yolu kesişiyor da orada bir çağlayan oluyor. O andan sonra iki nehrin ismi ne kağıt ne de kalem olarak anılıyor, ismi söz oluyor da sözırmak olarak akıyor.
Aşkta ise insan şu soruyu sormalı kendisine; Ben nasıl akmak istiyorum? 
Bir ırmağın peşine takılıp sürüklenmek mi? Bir ırmağı peşine takıp sürüklemek mi? Yoksa bir çağlayanda boğulup başka bir nehir olarak yeniden doğmak mı?
Seçimlerimizle varolduğumuza göre bize kalan seçmek oluyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder