Pazar, Mayıs 27, 2012

Düşman mıyız sahi!

''Benim düşmanlarım yıkmak isteyenlerdir, kendi kendilerini yaratmak isteyenler değil'' der Nietzsche. Aşk benliğin ölümü bizliğin doğumu ise en büyük benlik yıkımları aşkta yaşanır. Kim celladını sever, peki celladın kurbanına duyduğu şey sevgi midir, acımak mıdır? Söylemesinin bile insanda bir iğreti hissi uyandırdığı acımak ancak acizlik durumunda görülebilir. İnsan vahşetinin ortasında yıllarca güçlü bir benlikle savaşarak varolmuş kişi celladını sevinçle mi karşılar? Böyle bir durumda ise celladının da katili olacak olan zamana teslim olmak en akıllıca seçimdir.

''Konuşmak düzeltmektir. Sessizlik de bir anlam belirtmeseydi, anlamsızlık üzerine kurulmuş tek tutarlı tutum sessizlik olurdu'' der Albert Camus. Anlamsızlığın oluştuğu durumlarda susmaya seçen insan olayları daha da anlamsızlaştırır. O halde sessizlikte bir nevi anlam yıkımı oluşturur. Bu durumda konuşma eylemini seçerek sessizliği de yıkmalıdır insan.

Kendi kendini yaratma süreci ise var olan bir varlığın yok olup başka bir varlığa dönüşmesidir. Bu süreç tıpki bir tırtılın bir kelebeğe dönüşmesi gibidir. İnsan gibi hiçlikten gelerek var olmuş bir varlıkta yok olana kadar bu dönüşüm devam edecektir. Doğada olduğu gibi süreç değişmeyecek, kelebeklerin kanatları bulunduğu ortama göre renklenecektir. İnsanın kanatlarına en güzel süsü ve deseni verecek olan şey ise gene aşk olacaktır.

Yıkmak istiyorsan en azılı düşmanım, yaratmak istiyorsan sevgilisin, denilebilinir. Cevabının kişide olmaması ise sorunu anlamsızlaştırır. İşte böyle bir durumda susmaya hiç ama hiç hakkı yoktur.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder