Perşembe, Eylül 07, 2017

İŞGALCİLER

Bu şehirde doğdum, mayam, hamurum bu şehirde şekillendi ama şimdi bakıyorum da bu şehir artık neden bana bu kadar yabancı. Mahalleme bakıyorum, kimdi bu insanlar, nereden gelmişlerdi ve neden bu kadar vahşice davranışlar sergiliyorlardı? Sokaklarda küfür etmeyi üstünlük zanneden genç erkekler, komşusunu hiçe sayarak ama kendisi çılgınca eğlenerek düğün yapanlar, egzoz gazının içinde, E-5'in kenarında, şehrin ortasında sahilde mangal yakanlar, camı açıkken halı silkeleyenler. Mahallemden çıkıyorum şehre karışıyorum, karışmaz olaydım diyorum. Hiç bir işe yaramayan kalabalıklar. Bu Beyoğlu eski Beyoğlu mu? Adı İstiklal olan bir caddede kadınları görüyorum esaret altında, ya erkeğinin arkasından yürüyen, ya bedenini satan ya da tacize uğramamak için kafasını kaldırmadan yürüyen kadınlara dönüştü. Anladım ki evet, şehirler de dönüşüyordu. Evolution sadece biyolojik olarak işlemiyor, şehirlerde ve binalarda da devam ediyordu ve edecekti. Her yeni gelen kendi bölgesini işgal ederek. Çünkü cahil işgal ederdi.

dustuk.com
 Yarım asırdan fazla İstanbul'da olan ailemi de işgalci sayarak -ki asla başkasının malında gözü olmadıkları halde bir varsayımla ilerlediğimde o dönemde şehir bir öğretmendi. Üzerinde yaşadıklarını birer nakış gibi ince ince ve naiflikle işliyordu. O yüzden babam şapkası ve kravatı olmadan Beyoğlu'na çıkmamıştı. 
Kendi toplumumun, Cumhuriyetin kısıtlı imkanları, toplumun tümünü eğitmeye gücü yetmedi, ne maddi gücü ne de popülasyona yetecek eğitimli işgücü vardı. Gelişmiş toplumlarsa cahilliğin tüketim gücüyle besleniyor, toplumları cahil bırakmak için uğraşıyordu.
www.dustuk.com
Unuttukları şey ise işgalci popülasyonun sadece sınırlarımız içerisinde kalacak olmasını düşünmeleriydi. Beyoğlu'nu yok ettikleri gibi yakın zamanda Avrupayı da işgal edecek yani yok edecektir. Bu söylediklerimin olması içinse Baba Vanga'ya ihtiyacımız yok. Zihinleri manipülasyonla hipnoz edilmişler elbet söylediklerime karşı çıkacaktır. Ama Mısır, Irak, Libya, Afganistan, Pakistan, İran ve Türkiye örnekleri ile gördüklerimizi ve yaşadığımız süreçleri bilimsel verilere dökerek, zihin süzgecimizden çıkan analiz bize bunların olacaklarını söylüyor. Üçüncü Dünya Savaşının ortasında insanlığın tüm kazanımlarını kaybediyoruz ve bu cehalet hepimizin sonu olacaktı.  

Tüm bu düşüncelerden sıyrılarak beni bu yazıya iten ise eskiye özlem miydi, eski İstanbul'a mı? İyi ama kimin İstanbul'u? Benim hatıralarımdaki mi yoksa Orhan Veli'nin İstanbul'u mu? 
ve Galata Kulesinden bakınca hala öyle güzelsin ki, seviyorum seni...

galatatower



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder